İki fotoğraf var.
İlkinde, Cabo Verde’de yeşil bir tepenin üzerinde, bir kayanın üstünde oturan zayıf bir çocuk var. Ayağında parmak arası terlikler ve yüzünde bir gülümseme var. Kollarını, sanki manzarayı kucaklıyormuş gibi ya da uçmak için yer istiyormuş gibi açıyor. Onu kimse tanımıyor. Hatta o bile henüz kim olacağını bilmiyor.
İkincisinde, sarı giyinmiş bir adam Lionel Messi’nin elini sıkıyor. Az önce iki saat boyunca hayatı ona zindan etmiş. Tüm zamanların en büyük oyuncusu onu selamlamak için yanına geliyor. Artık onu on sekiz milyon kişi tanıyor.
Bir fotoğrafla diğeri arasında hile yok. Bir hayat var.
Mindelo’da büyükanne ve büyükbabası tarafından büyütülen bir çocuk var. Ancak 25 yaşında profesyonel olabilen bir futbolcu var; o yaşa gelindiğinde neredeyse herkes çoktan vazgeçmiş olur. Angola, Moldova, Kıbrıs, Slovakya’ya giden valizler var: kimsenin seçmediği haritalar, mecburiyetten gidilen yerler. İlk Dünya Kupası’nda oynamak için kırk yıllık bir bekleyiş var. Ve izin istemeyen bir inanç var.
Instagram’ında, şöhretten öncesinden kalma, Vozinha’nın yazdığı tek bir cümle var: «Kim olduğunu ya da nereden geldiğini asla unutma.»
İşte bu yüzden bu iki fotoğraf aynı fotoğraftır.
Kayadaki çocukla Messi’yi selamlayan adam kollarını aynı şekilde açıyor, aynı şekilde bakıyor, aynı şekilde hayal kuruyor. Şan onu değiştirmedi: sadece sonunda ona yetişti. Geç geldi, küçük adalara hemen her şeyin geldiği gibi, ama eksiksiz geldi.
Futbol, eskiden oturdukları kayayı unutan yıldızlarla dolu. Vozinha unutmadı. Onu Miami’ye kadar yanında taşıdı ve o kayanın üstünde durarak dünyanın en iyisine hayır dedi.
Kim olduğun ve nereden geldiğin. Bazen, bir hayatı anlatmak için iki fotoğraf yeterlidir. 🧤🇨🇻
