Ara sıra, ona atfedilen şu söz yeniden dolaşıma giriyor: insanlar depresyonu taklit etmez; iyiymiş gibi davranmayı taklit ederler.
Ve bu sözle birlikte efsane de yeniden ortaya çıkıyor: hüzünlü palyaço, dünyayı güldüren ama içinde üzüntüden yavaş yavaş tükenen adam.

Dul eşi yıllardır bu hikâyeyi düzeltmeye çalışıyor. Çünkü olan bu değildi.
Otopsi, Robin Williams’ın yaşamı boyunca hiç teşhis edilmemiş, dejeneratif bir beyin hastalığı olan Lewy cisimcikli demansa sahip olduğunu ortaya koydu. Eşi Susan Schneider Williams bunu ürpertici bir ifadeyle tanımladı: kocamın beynindeki terörist.
Son yılı tıbbi bir gizemdi. Hiçbir uzmanın açıklayamadığı belirtiler ortaya çıktı: uykusuzluk, aşırı kaygı, paranoya, halüsinasyonlar, kontrol edemediği hareketler, parmaklarının arasından kayıp giden hafızası.
Ve onun için korkunç olmalıydı. Bir film setinde, dünyada eşi benzeri olmayan şekilde doğaçlama yapan, kimsenin yazmadığı fikirlerle tüm sahneleri dolduran adam repliklerini unutmaya başladı. Hayatında ilk kez, yapamıyordu.
Dul eşi, bir şeylerin ters gittiğini bildiğini söyledi. Kendi aklını kaybettiğinin farkında olduğunu ve bunu durdurmak için hiçbir şey yapamadığını.

Bu üzüntü değildi. Doktorlar yanlış yere bakarken, adı olmayan, teşhisi konmamış bir hastalık beynini sessizce yiyip bitiriyordu.
Bunu tek bir özel nedenle anlatmaya karar verdi: bugün benzer belirtiler gören diğer aileler neye dikkat etmeleri gerektiğini bilsin diye. Efsane hastalığı gölgelemesin diye.
O hâlde bunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tekrarlamak gerekir.
Hayat ona ağır geldiği için yavaş yavaş sönmedi. Işığı içten söndü ve gülümsemelerinin hiçbiri yalan değildi.
Hepsi için teşekkür ederiz, Robin.
