Proteus sendromu uyarı vermez. Sessizce ilerler, vücuttaki bazı dokuları aslında çoktan durmuş olmaları gerekirken büyümeyi sürdürmeye zorlar. Sonuç, etkilenen kısmın insan bedeninin bir parçası olarak neredeyse tanınmaz hale gelmesine yol açabilecek kadar aşırı bir asimetri olabilir.

Bu vakada, hastanın orta parmağı bilinen herhangi bir anatomik referansı aşan oranlara ulaştı. Bu bir optik illüzyon ya da dijital düzenleme değil: gezegendeki en nadir hastalıklardan birinin gerçek tezahürüdür. Tıp tarihinin tamamında iki yüzün altında vaka belgelenmiştir; bu da her tanıyı neredeyse keşfedilmemiş bir klinik alan haline getirir. Onları tedavi eden doktorlar, birçok durumda, buna benzer başka bir hasta hiç görmemiştir.

Proteus sendromunu özellikle rahatsız edici kılan şey öngörülemezliğidir: her zaman aynı bölgeleri etkilemez ya da sabit bir örüntü izlemez. Kemikleri, deriyi, kan damarlarını veya yağ dokusunu tutabilir ve yaşam boyunca ilerler. Böyle bir vakayla karşı karşıya kalındığında, kaçınılmaz olarak ortaya çıkan tıbbi soru, ampütasyonun bir çözüm mü yoksa yalnızca bir sınırlılık biçimini başka bir sınırlılık biçimiyle değiştiren geri döndürülemez bir kayıp mı olduğudur.

