Robin Williams, saniyeler içinde bir odayı aydınlatabilecek birinin gülümsemesine sahipti. Hızlı, parlak, öngörülemezdi; sizi canınız yanana kadar güldürebilen ve sonra ciddi bir sahnede kalbinizi kırabilen oyunculardan biriydi. Bu yüzden ona sıkça atfedilen bir söz bu kadar can yakıyor: «En üzgün insanlar başkalarını mutlu etmeye çalışır».
Ve milyonlarca insan için Robin tam olarak buydu. Ekranda bir gülümseme yaratmak için beliren adam. Dead Poets Society filminde ilham veren öğretmen, Mrs. Doubtfire filminde her şeyi yapmaya hazır baba, Patch Adams filminde başkalarının hastalık gördüğü yerde insanlığı bulan doktor ya da Jumanji filminde hâlâ maceraya inanan yetişkin.

Ama dünyaya gösterdiği mizahın ve enerjinin arkasında, birçok insanın bilmediği mücadeleler de vardı. Son yılları, daha sonra Lewy cisimcikli demans olduğu doğrulanan nörodejeneratif bir hastalıkla bağlantılı semptomların yanı sıra anksiyete ve depresyonla da işaretlendi. Ailesi daha sonra, o dönemde doktorların bile tam olarak anlayamadığı fiziksel ve zihinsel değişimlerle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Belki de bu yüzden, onun gidişinin özel bir boşluk bıraktığını hâlâ bu kadar çok insan hissediyor. Çünkü o sadece yetenekli bir oyuncu değildi. Birçok kişi için, hayatlarının önemli anlarında var olan, onlara en çok ihtiyaç duydukları anda bir film, bir sahne ya da bir kahkaha patlamasıyla eşlik eden biriydi.
Yine de ardında muazzam bir şey bıraktı. Onlarca yıl sonra bile karakterleri yeni nesilleri etkilemeye devam ediyor ve bize en büyük gülümsemelerin bazılarının ardında görünmez savaşların da var olabileceğini hatırlatıyor.
